Türkiye'de polisiye romanın durumu son yıllarda kayda değer bir gelişim göstermektedir. Özellikle 2000'li yıllardan itibaren polisiye edebiyat, popüler bir tür olarak öne çıkmış ve Türkiyeli yazarlar bu alana yoğun ilgi göstermeye başlamıştır. Yerel dinamikleri küresel ölçekteki politik olaylarla harmanlayarak toplumsal meselelere dair eleştiriler sunan neo- politik polisiye eserler de bu yükselişte önemli bir rol oynamıştır. Klasik dedektif hikâyelerinden farklı olarak, günümüz polisiye romanları daha çok toplumsal ve politik gerilimlere, derin karakter analizlerine ve komplolara odaklanmaktadır.
Neo-politik polisiye gerilim türü, küreselleşmenin, uluslararası ilişkilerin ve yerel siyasetin iç içe geçtiği bir zemin üzerine kuruludur. Türkiye’de bu türde eser veren yazarlar, ülkenin siyasi çalkantılarını, bürokratik yozlaşmaları ve derin devlet gibi konuları işlerken, okuyucuyu da olayların merkezine çekmeyi hedefler. Bu eserler sadece suçun çözümüne odaklanmaz, aynı zamanda suçu besleyen toplumsal, ekonomik ve politik bağlamları da açığa çıkarır.
Türkiye’nin özgün sosyo-politik yapısı ve tarihi, bu tür için oldukça verimli bir zemin sunmaktadır. Bir yazar olarak amacım sadece bir suç hikâyesi anlatmak değil, yazdığım ve yazacağım hikâyeler aracılığıyla daha büyük meseleleri, yöneticilerin yanlışlarını ve adalet arayışını da gözler önüne sermek, bu çok katmanlı yapıyı çözmek, adalet ve güç dengelerini sorgulamak, okuyuculara toplumsal meselelerin arkasındaki karmaşık gerçekleri göstermektir.